Sunday, August 09, 2015

Yeni evimizde balkon sefasına devam!




Yeni bir eve taşındık! Ne iyi ettik, ne güzel ettik!

Bu yeni evdeki yeni akşamımızda bebelerle yaşadığımız güzel bir yemek ve sohbet faslından sonra, herkes yatmaya hazırlanırken, ben heyecan içinde yazılarımla buluşma yerini hazırlıyorum! Tabi önce boynumu büküp bebelerimin annesinden izin almaya çalışıyorum! Neyse ki, o zaten en küçük “kuzusu” olan kızıyla uyumaya hazır! Bana: “Sen delisin! Ne kadar seviyorsun bu saatte balkonda yazmayı!” diyor! Ben de: “Yazmak, benim için, senin kızını kucaklarken aldığın keyfe benzer gibi bir şey!” diyorum ve bunun üzerine o da, yüzünde bir ışıltıyla gülümseyip-gidiyor.

Sonra bütün gün içimde hapsetmiş olduğum “afacan” bir arzunun enerji veren etkisiyle balkonu hazırlıyorum. Bu akşam, doğacak olan yeni yazımla buluşma yerim, evin ön balkonu! Önce arka balkonu düşünüyorum bu randevu için. Aslında burası, daha geniş, daha ferah bir yer ve ağaçlarla dolu olan kocaman bir bahçeye bakıyor. Bu bahçe sit alanı; yani burada herhangi bir bina kendi kendisine yıkılmadan, onu onarmak veya yıkıp yerine yeni bir şey inşa etmek, yasal olarak mümkün değil. Bize biraz ilerden; ağaçların arkasından bakan kocaman ve ahşap bir köşk var. Bahçe ve köşkün görüntüsü, Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde tasvir edilen eski köşk manzaralarına benziyor. Ama arka balkonda bir kaç eşyadan oluşan bir kalabalık olduğu için ön balkona geçiyorum. Ben, öyle kolay yer beğenemem!

Kahvemi alıp, masaya oturuyorum. Ben “çabuk-instant” kahvenin kendisini pek sevmem aslında; Ama yurt dışındaki gezilerimde kalabalığa uyup sıklıkla kahve içmiş olduğum için, kahve içerken o günleri hatırlarım ve bu da hoşuma gider. Ardından, uzaklardan gelmiş ve beni yazılarımdan uzaklaştırmadan bana arkadaşlık edebilecek bir melodiyi açıyorum. Derken hakikaten “Üsküdar” diyebileceğimiz bir semtte, sakin bir sokakta, üçüncü katta, balkonda, başımı hafifçe sola çevirdiğim zaman, parlamakta olan ayı görebildiğim bir şekilde bu yazıyı yazmaya başlıyorum.

10 ülke ve 20 kent (Ki bu rakamlar büyük rakamlar değil) gördükten ve çeşitli otellerde bulunup, güzel mekânları ziyaret ettikten sonra şunu anladım: Oralarda bulunmak da çok güzeldi. Ama küçük bir balkondan, bir bardak çaydan-bir fincan kahveden ve serin havadan keyif almayı bilmiyor olsaydım, onlardan da keyif alamayacaktım!

Yazmak, beni dinlendiriyor. Bu yazıyı yazdıktan sonra bebeleri şöyle bir kontrol edip, film seyredeceğim. Belki çay yaparım ve mutfaktan bir şeyler aşırırım! Yaptığım işlere ne kadar dalmış olsam da, parlayan ayın hemen altındaki küçük caminin müezzini, nasılsa sabahın gelmekte olduğunu bana güneş doğmadan önce haber verir. Ben de usul usul kalkarım ve yapmam gerekenleri yaptıktan sonra biraz uyurum!

Sonra yine sevdiğim ve yaşamak için "kendimce" bir bedel ödemiş olduğum hayatım; yani sevdiğim kişilerin ve şeylerin: ailemin, öğrencilerimin, dostlarımın, okurlarımın, derslerimin, yazılarımın, seminerlerimin yer aldığı hayatım başlar!

Şükür O’na…
--------------------
Savaş ŞENEL: İngilizce Öğretmeniİletişim DanışmanıOkunaklı-Anlaşılır Yazarlık Koçu

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------