Friday, April 11, 2008

BAŞARIYA KARŞI BESLEDİĞİNİZ İNANCIN ZAYIFLIĞI, SİZİ DAHA BİLGE BİRİSİ Mİ YAPAR?


Çocukken babamla olta satın almaya gitmiştik. Oltacı amcanın bize almamız konusunda tavsiye ettiği oltaya baktığımda, misinanın uç kısmına yakın yerde bir sürü olta iğnesi gördüm. Bunun üzerine çocukça bir iyimserlikle:“Yahu burada bir sürü iğne var, hepsine balık gelirse, ne olacak?” diye düşündüm. Ardından oltacı amcaya: “Kıpırdayıp duran onca balığı yakaladığımızda, nasıl düşürmeden alacağız?” diye sordum. Oltacı amca da bana: “Hele bir yakala, sonra düşünürsün!” diye cevap verdi.

Belki de oltada o kadar çok olta iğnesi olmasının başka bir amacı vardı, ama ben hepsine de balık takılır diye düşünmüştüm. Aslında, çocukça, ama bir o kadar da mantıklı bir soru sormuştum. Madem ben balık tutmaya gidecektim ve madem ki oltanın ucunda o kadar çok iğne vardı, benim de ona göre düşünmem de mantıklı değil miydi?

Çocukluğumda yaşamış olduğum bu olayı, bugünlerde hatırlamamın sebebi, genel olarak gözlemlediğim bir tavırla ilgilidir. İnsanlar, bir işi veya bir girişimi bir sürü masrafla, ama bir o kadar da zayıf bir inançla başlatıyorlar. Bu konuyla ilgili olarak verebileceğim en tipik örneklerden birisini, sizinle paylaşmak isterim:

Bir iş adamı yeni bir şirkete ortak oldu. Kendisinin de bir şirketi olduğu için, diğer şirkete vekil olarak, çocukluklarından beri tanıştıkları bir arkadaşını gönderdi. Bu arkadaşına da kârdan belli bir hisse verdi. Ama işler beklediğinden iyi gidince, arkadaşının kârdan aldığı payı çok bulup, basit bir sebepten “hır” çıkararak bu çocukluk arkadaşıyla yolunu ayırdı. Ama daha sonra, işi kendisi beceremediği için, sadece arkadaşını değil, aynı zamanda ikinci ortağını ve o yeni işi de kaybetti. Çünkü kendisinin insan ilişkileri, yolunu ayırdığı arkadaşı kadar iyi değildi, hatta hiç iyi değildi.

Burada garip olan, bir iş adamının bir işe girerken “işler sandığımdan da iyi gidebilir” düşüncesiyle değil de, “Nasılsa şimdilik bu kadar kazanamayız” düşüncesiyle hareket etmesiydi. Başka bir tabirle, işlerin iyi gideceğine dair bir inançla değil de, iyi gitmeyeceğine dair bir inançla yola çıkmıştı.

Ben planlara ve stratejiye dayanmayan iyimserlikten söz etmiyorum elbette. Ama söz gelimi İngilizce öğrenmek için bir kursa gidiyorsunuz. Bunu yaparken, “öğrenebilirim” diye değil de “öğrenemeyebilirim” düşüncesiyle hareket ediyor ve güya kendinizi bir hayal kırıklığına karşı korumak için tedbir alıyorsunuz. Kurs sizin için gerçekten verimli olmayabilir de. Ama “bu ihtimali ben önceden hissetmiştim” şeklinde düşünüp, kendi bilgeliğinizle (!) gurur duymaya hazırlanmak yerine, ciddî bir inançla yola koyulup, gerçek bir hayal kırıklığını yaşamayı riskini göze almalısınız.

Bir şey gerçekleşeceğine dair duyduğunuz inancınız, o şey gerçekleşmediğinde, size ciddî bir hayal kırıklığı getirmiyorsa, inancınız çok zayıf demektir. Zayıf inançla da hiçbir şey olmaz.

“Öyle bir hayal kırıklığına uğrayın ki, 1 hafta yataktan kalkmayın” demiyorum. Ama gururunuz kırılmasın diye, onca zaman ve para verdiğiniz bir projeden inancınız esirgemeyin. İnsanı yıkan hayal kırıklığına uğramak değildir, ona karşı verdiğimiz tepkidir. Evet, hayal kırıklığının getirdiği acı ve sıkıntıya katlanmak her zaman kolay olmuyor. Bununla birlikte hayata küsmek değil, ama hayal kırıklığı, bir şeylere inançla başlamanın muhtemel risklerindendir.

“Hiç değilse tahmin etmiştim” diyebilmek ve gururunuzu kırılmaktan korumak için, girişimlerinizi “yahu aslında başaramayabilirim de” diye başlattığınızda, zaten başarısızlığı davet etmeye de başlamış oluyorsunuz. Bir insanın bir masayı “kaldıramayabilirim” diye kavradığını düşünün. Bir başkasının da “kaldıracağım” şeklinde düşündüğünü varsayın. Bu iki kişiden hangisinin başarıya daha yakın olduğuna siz karar verin.

Peki her işe mutlak bir inançla girmek mümkün müdür? Elbette hayır. Kendimize, içinde bulunduğunuz projeye veya sisteme olan güvensilik, inancınızı zayıf düşürüyor olabilir. Fakat bu durumu görmezden gelmek veya o zaafa teslim olmak yerine, durum üzerinde ciddi olarak düşünüp inancınızı güçlendirmelisiniz. temelde zayıf ve çürük bir durumla karşı kaşıya olduğunuzu düşünüyorsanız, o girişimden vaz geçebilirsiniz de. Ama devam edecekseniz, kuşkularınızı giderecek olan yollara baş vurun. İnancınızı güçlendirecek kitaplar, kişiler veya organizasyonlarla veya hepsiyle birlikte zaman geçirin derim.

Dolayısıyla sözgelimi bir girişimde size eşlik eden birisine pay vaat ederken, bu payı verimsizlik üzerine değil, mhtemel bir verimlilik-kazanç üzerine kurun. Acaba işleriniz beklediğinizden iyi giderse, vaat ettiğiniz hisse-pay gözünüze batacak mı yoksa yol arkadaşınıza vaat ettiğiniz şeyi, ona gönül rahatlığıyla verebilecek misiniz?

İşte sorumuz bu!
----------
www.savassenel.com
----------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Allah’tan İsteyin, Çekinmeyin Be Kardeşim!
Parayla Saadet Olur mu?
İnsanlar, Kendi Olumsuz Beklentilerini Sıklıkla Kendileri Gerçekleştirebiliyorlar
Bir Oyuncağın Bana Fısıldadıkları!
İletişim Kurmak, Herkesin Doğal Olarak Sahip Olduğu Bir Beceridir(mi?)
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@yahoo.com