Tuesday, July 17, 2007

RADYOCULUĞUN SIRLARI


Bir zamanlar radyoculuk yaptığımı öğrenen okuyucularımdan bazıları, bana “radyocu olmanın sırlarını” soruyorlar. Aslında radyoculuğun sırlarını çözmek için, radyo dünyasındaki usta radyocuları takip etmek yeterlidir. Bununla birlikte bana sık sık fikir sorulan bir alan olduğu için bu konuda da yazmam şart oldu(!)

Birincisi, her şeyde olduğu gibi bu konuda da sizi yöneten şey, hayattaki vizyon ve misyonunuzdur. Bunlar net değilse, sadece radyoculukla ilgili olarak değil genel olarak, rüzgârın savurduğu bir insansınız demektir. Çünkü nasıl bir radyocu olmak istediğiniz, sizin hayattaki misyonunuzla ve değerlerinizle ilgilidir.

Daha net açıklamak gerekirse, misyonunuz ve hayatta hangi değerleri beslemek istediğiniz belli değilse, radyoculuğunuz da günlük hayatınızdaki telefon görüşmeleriniz, sohbetleriniz veya ilişkileriniz kadar anlamlı veya anlamsızdır.

İkincisi, kalıcı olmak istiyorsanız, kalıcı anlamda radyoculuk yapan kişilerin bir veya daha fazla ilginç ve farklı yanlara sahip olduklarını görmelisiniz. Sesleri, tarzları, yorumları veya başka bir güçlü yanları vardır ve onlar bu güçlü yanlarını farkındadırlar.

Üçüncüsü, show dünyasının getirdiği ağır yükü farkında olmalısınız. Show dünyasında olmak bambaşka bir yüktür. Kendi tarzınızı yakalayıp kitlenizi oluşturduktan sonra, kitlenizin esiri olursunuz. Bir seçim yaparsınız, ilk seçimde özgür görünseniz de onun devamındaki gelişmeler, her zaman sizin istedikleriniz olmayabilirler ve aslında olmazlar da.

Show dünyasında sürekli parlak kalabilmek, çok yoğun bir çaba ister. İlk önceleri eğlenceli gelir. Yeni insanlar tanırsınız, mikrofonun arkasındaki insanın cazibesine kapılan kişiler sizi etkilerler. Ama zamanla onların sizi değil radyodaki sesi sevdiklerini anlarsınız. Bu durumda özel hayatınızla mikrofon arkasındaki hayat farklılaşmaya başlar. Bu çizginin devam edebilmesi için çaba göstermeniz gerektiğini ve artık diğer insanlar gibi özgür olmadığınızın farkına varırsınız.

Ben radyoculuk yaparken, gündüz devam ettiğim eğitimcilik işime ek olarak ve sadece dinlenmek için radyoculuk yaptım. Programımda daha özgür olmak için sponsor bile aramadım. Bulunduğum radyonun özgür atmosferinden dolayı, (elbette yine de bazı ilkeleri hiçe saymadan) rahat davrandım. Sözgelimi programların jeneriği yoktu, her seferinde başka bir şarkıyla başlardı. Gerçek adımı da kullanmadım. Hatta bir program fazla ilgi çekmeye başladığında veya ben sıkıldığımda bıraktım. Ara verdikten sonra başka bir program yaptım. Ama kalıcı olmak istiyorsanız, daha açık bir tabirle radyoculuktan “ekmek yemek” istiyorsanız, benim gibi davranamazsınız. Dinleyiciye, sponsora ve reytinglere oynamalısınız. Bu kötü müdür? Hayır. Kalıcı olmak istiyorsanız, siz popüler olmak zorundasınız ve kalıcı olmanın yolu “kaybedenlere oynamaktan geçer” denir.

Çok okumalı, çok dinlemeli ve insanları anlamaya çalışmalısınız. Entelektüel ve karmaşık konuşmalar yapın demiyorum. Ama yalın konuşmalarınızın arkasında sağlam bir arkaplan hissedilmelidir.

İyi bir radyocu olmak için çok konuşmanız da gerekmez. Sözgelimi, programınızda gerçekten farklı müzik parçaları yayınlıyorsanız veya alanlarında birer değer olan kişileri davet edip dinleyiciye önemli şeyler sunuyorsanız, yine iyi bir radyocu olabilirsiniz.

Fakat popüler bir radyocu olduğunuz halde, hayattaki vizyonunuz ve misyonunuz olduklarını hissettiğiniz şeylere hizmet etmediğinizi düşünüyorsanız, mutsuzluk hep sizinle olacaktır. Hayatınızda “haz”, olmayacak demiyorum ama “mutluluk” başka bir şeydir.

Baş rollerini Tom Hanks ve Meg Ryan'ın oynadıkları “Seattle’ın Uykusuzu” adlı film, radyoculuk konusunda size iyi bir örnek sunabilir. Bu filmi bana, radyoculuların çok önemli şeyler yapabileceklerine inanan bir dinleyicim önermişti.

Yazdıklarım aslında çok da bilinmeyen şeyler değil. Show dünyasını biraz gözlemlediğinizde siz de bunların farkına varabilirsiniz.
----------------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN:
:savassenela@hotmail.com