Saturday, October 28, 2006

İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİMİN İLK YILLARINDAN ANILAR


Üniversite yıllarımda İngilizce öğretimi yapan bir dersaneye hâsbelkader başvurmuştum. Sağolsunlar beni işe aldılar. İlk toplantımızda müdürümüz geldi ve bir açılış konuşması yaptı. İlk söylediği cümle şu oldu: “Siz sınıfta tanrısınız. Öğrencileriniz sizi o kadar önemli görmeliler.” Şu anda dersanenin durumu içler acısı. Öğretmenleri totem haline getirmişlerdi ama öğrenim işinde öğrencilerin payını unutmuşlardı. Bu olay bana bir fıkrayı hatırlatır: Oflu Hocaya sorarlar: “Nitche Tanrı öldü diyor hocam, buna ne diyorsunuz? Hoca şöyle cevap vermiş: “Ne deyim evlat Allah rahmet etsin” Titanik’i yapan mühendis de “bu gemiyi Tanrı bile batıramaz” demişti. Sonrasını biliyorsunuz. Ders: Branşınız ne olursa olsun, Tanrıyla yarışmayacaksınız!

Müdürümüzden sonra sözü alan tecrübeli öğretmenlerden biri de ders kitabının kasetleri göstererek, “bunları kullanmayın, zaman harcamayın” demişti. Hâlbuki o kasetlerde basitten zora doğru giden çok güzel bir hikâye vardı. Ne yazık ki o zamanki deneyimsiz hâlimizle bu kasetleri ne sınıfta kullandık ne de öğrencilere önerdik. Aslında öğrenciler o kasetleri dinleyerek İngilizceyle dost olabilirlerdi. Herhalde dersanenin zor durumda olmasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek: Öğrencilerin ders dışında da öğrenmelerine imkân tanımamak.

“Sınıfın Tanrısı-Totemi” olmak gibi gereksiz bir tasvir, geri kalmış bir düşünceyi anlatıyor: “Öğrencinin her şeyisiniz. Siz yokken öğrenemez, siz yokken gelişemez, buna izin vermeyin. Her şey sizin kontrolünüzde olsun. Siz yokken film seyretmesin, telaffuzu gelişmesin, okumasın, sınıftan daha ileriye gitmesin. Onlara sizden daha iyi İngilizce konuşlan birinin ne kasetini dinletin ne filmini seyrettirin” gibi şeyler anlıyorum.

Elbette öğrencilerin öğretmene saygılı olması gerekir. Ama öğretmenler de insandır, her şeyi bilemezler ve öğrenciye her şeyi veremezler. Öğretmenlerin de ve kurumların da öğrencilerin öğrenme hakkına saygılı olması gerekir. “Bu kadar takıntı yapılacak bir konu mu?” diye düşünebilirsiniz. Ama bu konu göz ardı edildiği için her yerde o kadar çok emek, para ve zaman harcanıyor ki!

Bir Arapça kursunu ziyaret etmiştim. Bir sürü kaset gördüm. “Bu kasetleri neden kullanmıyorsunuz?” diye sordum. Cevap çok basitti: “Aklımıza gelmedi. Sonra onlar da dolapta sıcaktan bozulmuş” Hâlbuki kursiyerler genel olarak ev kadınları ve genç bayanlardı. Mutfakta, yolda, ev işleri yaparken bu kasetleri dinleyebilirlerdi. Ne yazık ki bu şansları olmamıştı. Onlar Arapça’yı sadece hocalarından öğrenmek zorundaydılar. Bu onların kaderiydi.

Sadece yabancı dil öğrenimiyle ilgili değil, hayaller ve hedeflerle, zaman yönetimi vs. gibi konularda da öğrencilerin kaynaklara ihtiyacı vardır. Yabancı dil kurslarında bu konulara yönelik Türkçe kitaplar da olmalıdır. Öğrenci İngilizce öğrenirken Türkçe okuyup-motive olamaz mı? “Burada sadece İngilizce vardır” diye hava atmaya gerek yok. Maçta şınav çeken bir basketbolcu gördünüz mü? Ama basketbolcular antremanda şınav çekerler. Neden acaba? Çünkü bu çalışma sporcuların maçlarda gerek duydukları birçok beceriyi besler.

Sonuç olarak öğrencilerin ders dışında da öğrenme özgürlükleri vardır ve bu özgürlük engellenemez diyorum. Öğretmenlerin yabancı bir dilin gramerini yine o yabancı dilde anlatmak, ders dışı araç ve gereçleri rakip olarak görmek gibi takıntılardan kurtulmaları gerekiyor diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz?
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com