Tuesday, April 18, 2006

ANNEMİ ÇOK ÖZLÜYORUM (Sadet Harici Yazılardandır) (116)



Kimi zaman annemi ne kadar çok özlediğimi her zamankinden daha derin bir şekilde fark ediyorum. Uzun bir zaman önce bizi bırakıp gitti. Bizi bırakıp gittiğinde, tenhalarda ne çok ağlamıştım! Fakat buralardan giderken huzurlu olması teselli etmişti bizi. Ben, tanıdık bir sokakta yürürken, kendisini birden bire yabancı, ıssız bir yerde bulan ve bir başına kalmış bir çocuk gibiydim, ama bir fark vardı: Ben bir çocuk gibi ulu orta ve bağıra bağıra ağlayamıyordum.

Hayatın gittikçe karmaşıklaşan yapısı içinde, annemle kurduğumuz yalın ve hesapsız bağı çok özlüyorum. O, benim annemdi, onun karşısına çıkarken bin bir türlü hesap yapmıyordum, yanında ağlamaktan utanmıyordum. Ne dişlerimin arasındaki maydanoz parçası, ne beden dilimi yanlış kullanmam ne de diğer “ıvır zıvır” şeyler, onun gözlerinde gördüğüm şefkati azalttı. Bende gördüğü veya benden duyduğu hiçbir şeyi aleyhimde kullanmayacağını, benim için üzülse de veya beni şefkatle ayıplasa da, beni "rüzgârda savrulmak" üzere terk etmeyeceğini, kusurlarımı başkalarına anlatmayacağını ve beni hep seveceğini ve beni hep sevdiğini biliyordum. Beni dünyaya getirmeden önce, beni sağlıklı görmek sonra da, beni büyütmek için bütün umutlarını seferber etmişti. Yıllarca ilk bebeğini, yani beni bağrına basmıştı, mutluluğunu benimle paylaşmıştı. Ve belki de çok üzüldüğü zamanlarda yüzü yüzümde ağlamış ve benim kokum sebebiyle hayatla yeniden barışmıştı.

Okuma yazma bilmediğim yaşlarda, beni yanına alır ve bana kitaplar okurdu. O dakikalar, ne kadar da güzel anlarmış... Çocuk ruhum, elbette bunu o zamanlar da hissediyordu. Ama şimdi o anlar, bana daha da değerli geliyor. Bir insanın çocuğuyla nasıl ilgilenmesi gerektiğini annemde görmüştüm. Çocuklarının büyümelerine, insan oluşlarına, sevgiyle, sabırla, ilgiyle emek vermesi sıra dışıydı.

Onunla konuşmadan anlaşıyorduk. Yanında nefes alıyordum. Çok üzüldüğüm zamanlarda beni seyredip, bilgelikle teselli edişini ve “oğlum sen artık büyüdün, bunları hep yaşayacaksın” deyişini, beni kucaklayışını çok ama çok özlüyorum.

Beni sabırla dinlerdi. Keşke daha çok o anlatsaydı ve ben onu daha çok dinleseydim. Uzun ve bunaltıcı konuşmalarımı sabırla dinlemeyi nasıl da başarırdı! Onun da dertleri vardı. Ama annelik ve liderlik rolü, onun sınırlarını çizmişti. Çok sevindiğini ya da çok üzüldüğünü anlardım. Kadın olmak, anne olmak zordu. Madem ki herkes ona anlatıyordu, hep dinleyecekti. O, eşinin ve çocuklarının sığındığı liman olacaktı. Duruşu ve tavrı hep bunu anlatırdı.

Zor bir hastalıkla pençeleşiyordu. "Pençeleşmek" kelimesini özellikle kullanıyorum. Hepimiz en az bir kez, denizde, gölde veya benzeri bir yerde boğulma tehlikesi geçirmişizdir. Bir insanın suda değil, herkesin rahatça nefes aldığı bir yerde nefes alamadığını düşünün. Annem bu nefessiz kalma nöbetlerinin gelişlerini ve geçmelerini sabırla beklerdi. Bazı günler, onu görmek bana acı verirdi. Basit bir problemi çözemedikleri için ağlayan sızlanan insanları gördüğümde, "Acaba nefes darlığı çeken bir insanı görmek onları biraz olsun teselli eder miydi?" diye düşünürüm.

Annem, bütün çektiği sıktığı sıkıntılara rağmen hep gülümserdi. Bir gün doktoru “bu hastalık nasıl oluyor da sizi çökertmiyor” demeye getirdiğinde, annemin cevabı şu olmuş: “Her şeyim var. Çocuklarım, ailem benimle birlikteler, birbirimizi seviyoruz ve birbirimize saygı duyuyoruz. Bu hastalık da Allah’ın takdiri. Dilerim mükâfatlandırır.” Doktor neredeyse afalamış. Annem, bu diyaloğu bana sonradan anlatmıştı. Bir gün, onun için çok üzüldüğümü görünce, beni teselli etme gereği duymuştu sanırım.

Kadınlara karşı beslediğim saygı ve duyarlığın temelinde anneme duyduğum saygı ve sevgi vardır. Kadınların, çocuklarının ve eşlerinin hayatlarına neler katabileceğini ilk kez, kendi gözlerim ve algımla annemde görmüştüm. Annemin bilge, zarif ve şefkatli bir kadın oluşu, bende bütün kadınların öyle olduğu ya da olabileceği hissini uyandırmıştır. Güzel bir kadındı, ama onun dişiliğine-görüntüsüne değil, kadın ruhuna dikkat çeken duruşu ve tavrı, hep gözümün önündedir.

Annem zarif bir Anadolu kadınıydı. Yıllar sonra ilkokulu dışardan girdiği sınavlarla bitirmişti. Bazen kendi kendime soruyorum: "Acaba" diyorum "o zarifliğini, derinliğini ve arı zihnini buna mı borçlu?" Kendince bazı "doğruları" dikte etmekten, başka erdemlere ağırlık veremeyen eğitim sistemi onu da değiştirir miydi? Bilmiyorum.

Annemi çocukça, kalbimin kirlenmiş ve kirlenmemiş her yanıyla ve çok, ama çok özlüyorum. Fena özlüyorum

.-----------------------
Savaş ŞENEL
İngilizce Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu

-----------------------------
Lütfen Facebook sayfamızı ziyaret edinizİletişim Okulu.
-----------------
İNGİLİZCE ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ PAYLAŞIM SAYFALARIMIZ.
(İlginizi çeken konuya ait satırı tıklayınız)

Yüz yüze veya Online olarak verdiğimiz Dersler-Eğitimler


Facebook: Genel İngilizce Paylaşım Grubu

SAYFALARA VEYA YAZARA SPONSOR OLMAK İÇİN:

Sayfalara veya yazara sponsor veya destek olmak için bilgi
-----------------
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com