Wednesday, March 08, 2006

VE KARŞISINIZDA YÜZÜNCÜ YAZI (100)


Geldik yüzüncü yazıya. Aslında daha fazla yazı yazdım, ama bazılarını burada yayınlamadım. Bir yerde bekliyor şimdi o yazılar.

Bu blog furyasına katılışım dostum Gökhan Yorgancıgil sayesinde oldu. Eskiden beri tanıdığım ve kendisini tanıdığım için hem mutluluk hem de gurur duyduğum Gökhan, bana bloglardan söz etti. Benim web sitesi açmak istediğimi ama bir türlü yapamadığımı biliyordu. İşte bu blog, “Konudan Konuya” böyle doğdu. Gökhan’la ve onun gibi sıra dışı insanlarla tanışmanın bir yararını daha gördüm. (Onu daha çok tanımak isterseniz, sayfanın solunda yer alan, "düşler ve erdemler" ve "mahkum" isimli linkleri tıklayınız. Bu siteler ona aittir.

Ağustos ayında başlayan blog serüvenim bu güne kadar, sekiz ay boyunca sürdü. Aklıma gelen her konuda yazdım. Sanat, felsefe, insan ilişkileri v.s. ile ilintili düşüncelerimi buraya aktardım. Aslında amacım, yazılarımın hem depolandığı hem de görücüye çıktığı bir sayfa hazırlamaktı. Amacıma ulaştığımı da söyleyebilirim.

Burada ve diğer bloglarda yazmak beni zihnen rahatlattı. Her yerde, her zaman söyleyemediklerimi, burada bir yazar olarak söyledim. Tepkiler aldım. Uzaklardan yakınlardan dostlar edindim. Bir çoğuyla yüz yüze görüşme fırsatım olmadı, ama bu zaten mümkün de değildi. Sözün özü, bu blogta bir eğitimcinin, halkla ilişkiler ve liderlik eğitimi alan ve bu konuda çok okuyan, dinleyen birinin yazılarını bulma şansınız var. Bu yazıları okumak ne kazandırır? İnanın ben de bilmiyorum. Hangi insanın ne zaman nereden ilham alacağını bilmek çok zor. Bu açıdan insan oğlunun yazdığı, ürettiği her hangi bir şeyin inanılmaz açılımları olabileceğine inandığım gibi, kendi yazılarımın da başkalarına ilham verebileceğine yürekten inanıyorum.

Eğitimcilik hayatım, başkalarını yüceltmekle geçti. Öğretmenin başarısı başkalarının başarısına endekslidir. Hayatta size bilerek kötülük yapmayacak “ender” kişilerdendir öğretmenler. Çünkü, öğrencileri başarılı olursa, öğretmenler de başarılı olurlar. Gittiğim ülkelerde eğitimcilik geçmişimi öğrenen herkesten saygı görmemin sebebi bu olsa gerek. Bu açıdan, yazarken de bu amacı, insanlara güç vermek amacını gözettim. Öncelikle tavır üzerinde durdum. İnsanların ileriye doğru gitmelerine sebep olan şeylerin hep zihinden ve kalpten kaynaklandığını düşünürüm. Bir insanı felç etmek istiyorsanız, düşünce dünyasını felç edin. Kitaplardan, yeni fikirlerden uzak tutun, işi bitmiş demektir.

Bilginin de “ürüne” dönüştüğü bir ortamda işe yarar reçetelerin de eskitilip yerine yenilerini piyasaya sürülmesi de kaçınılmaz olur. Yeni sistemler, yeni terimler birbiri ardına piyasaya sürülür. Elbette her şey yerinde durmuyor, ama bu hızlı dönüşümün biraz da yapay olduğunu kabul etmekte yarar var. Bu açıdan yazılarımı “entelektüel bir bilgiçlikten” uzak, yalın bir üslupla yazmaya çalıştım. Yine de size “light” gelebilecek bu yazılardaki mesajların “keskin” olduğunu sizler de fark etmişsinizdir.

Bu arada yazmaya özendirdiğim dostlarım da oldu. Eğitimcilik hayatım boyunca yetenek avcılığı yaptığım söylenebilir. Kendi yeteneklerini “dikkatsiz” öğretmenler sebebiyle geç fark eden biri olarak, başkalarının bu hataya düşmesini istemedim. Orta okul öğrencisiyken edebiyat öğretmenime gidip yazar olmak istediğimi söylediğimde bana bıyık altından gülmüş ve “zor iş çok okumalısın” demişti. Bana sadece bir dakika ayırmıştı ve bir daha da bana ne yaptığımı sormadı. Halbuki bu fırsatı değerlendirip benim hiç değilse bir okur olmam için yardımcı olabilirdi. Bugün ben farklı bir yanını gördüğüm herkese, o özelliği hakkında farkındalık kazandırmaya çalışıyorum. Bu açıdan sizlerin de bir blog açıp yazmanızı isterim. Çünkü sizlerin de anlatacak çok şeyi olduğundan eminim. Bu yazma ya da sevdiğiniz yazıları, resimleri v.s. paylaşma süreci size çok farklı deneyimler kazandırabilir.

Ben yazmaya devam ediyorum. Sizleri de bu maceraya beklerim.
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com