Saturday, March 11, 2006

ÖĞRENMEKTE OLDUNUZ YA DA ÖĞRENMEYİ PLANLADIĞINIZ DİLİ SEVMEYE ÇALIŞIYOR MUSUNUZ? (ARANIZDA DUYGUSAL BİR BAĞ VAR MI?) (103)


Eğitimcilik hayatımda ve iş hayatına girdiğim günden beri keşfettiğim bir şey var: İnsanlar, duygusal bağ kurmadıkları hiçbir konuda başarılı olamıyorlar. Bu açıdan ya yaptıkları işle ya da o işten bekledikleri şeylerle aralarında duygusal bir bağ kurmak zorundadırlar.

Buz pateni yapmayı hiç sevmediği halde, yurt dışına çıkabilmek, farklı ülkeler görmek için, artistik buz pateninde çalışıp şampiyon olan sonradan da iş dünyasına adım atan Macar bir iş adamını İstanbul’da dinlemiştim. Bir zamanlar bir demirperde ülkesi olan Macaristan’da, yurt dışına çıkmak, herkes için o kadar da kolay değilmiş. Fakat sporcular bu konuda ister istemez avantajlara sahiplermiş. O da, yabancı ülkelere rahatça seyahat edebilmek için bir sporcu olmayı seçmiş.

Bu örnekteki gibi, yabancı bir dili öğrenirken, onu öğrenmenin size getirdiği avantajlara “aşık” olmalısınız. Bunlar, maddi ya da manevi avantajlar olabilir. Onları düşündüğünüzde içiniz titremeli ve heyecanlanmalısınız. Bu duygusal bağ, size zor zamanlarda destek olacaktır. Öğrenmekte olduğunuz dille ya da hayat şartlarıyla ilgili engellerle karşılaştığınızda, yine bu duygusal bağ, sizin elinizden tutacaktır.

Sadece bir yabancı dili öğrendiğinizde sahip olacağınız avantajlara değil o dilin kendisine de “aşık” olabilirsiniz. Diller, hele anadilimiz, Yaratıcının bize hediyesidir. Bir zamanlar Müslüman bir alim, yerde Fransızca bir metin görür ve onu yerden kaldırır. “Kutsal kitapta yazı ve kalem üzerine yemin var. Bütün diller kutsaldır” der.

Bütün dillerde ayrı bir güzellik vardır. Fransızca’daki o zarafet, Arapça’daki derinlik, İspanyolca’daki o erkeksi coşku, Çince’deki uzun geçmiş, Türkçemiz’in o “çıtır çıtır” güzelliği… Örnekler çoğaltılabilir. Dillerin hepsi, ayrı bir güzellik ve gizem taşır. Neden öğrenmekte olduğumuz bir yabancı dili de sevmeyelim ki? Elbette onu da sevmek mümkündür. Sözgelimi, o dilde filmler seyrederek, karikatürler okuyarak, o dili sevimli bir şekilde ve ustalıkla kullanan insanları dinleyerek, o dille aranızda duygusal bir bağ kurabilirsiniz.

Bu yazdıklarım “mantık küpü” olan insanlara garip gelecektir. “Bir şey bana lazımsa öğrenirim, duyguları karıştırmaya ne gerek var?” diyeceklerdir. Ama insan kalbi ve beyni, şükür ki, böyle bilgisayar gibi çalışmamaktadır. Neden vitamin ağacı yok da meyve ağacı var? Bir düşünün. İnsanların kaçı, elmayı önce vitaminler ya da lif almak için yer? Hele bir çocuğa elmayı yediren “sağlıklı beslenme” bilinci midir yoksa elmanın lezzeti ve görünümü müdür? İnsan, önce duygudur, kalptir.

Yabancı dil öğrenen insanların çoğunda bunu görüyorum. Yabancı dil öğrenmeyi, bir angarya gibi algılıyorlar. Maaşlarında artış ya da başka bazı beklentileri için uğraşmaları gereken bir “problem” olarak görüyorlar. Bu tavır, beni çok rahatsız ediyor. Sonucu siz de tahmin edebilirsiniz. “Sevilmediğini bilen” dil, kendisini onlara açmıyor, teslim etmiyor. Hele dilde mantık aramaları beni “öldürüyor”. Matematik gibi algılamaya çalışmaları, dili sadece mantık kurallarına bağlamaya çalışmaları, bana çok ilginç geliyor. Elbette bir dilin kuralları var, ama diller, mantık örgüsü değildirler. Günlük hayatında yaptıklarının yüzde yetmişini kalbiyle yapan insanlar, dil denilen organik ve insanların içinde büyüyen bir yapının “mantıklı” olmasını bekliyorlar. Sanki kendi anadilimiz mantık kurallarına göre yapılanmış gibi. “Neden Fransızca da sıfatlar çoğul oluyormuş?” “ Çince, neden bu kadar farklıymış?” v.s gibi sorular beni çok ama çok düşündürüyor. Bütün bu soruların, dili bir türlü sevemeyişin, onunla arkadaş olamayışın getirdiği bazı “mırıltılar” olduğunu düşünüyorum.

Öğrendiğiniz dili sevmeye çalışmalısınız. Bir şeyi sevmeye çalışmak size sun’i mi geliyor? Gelmesin. Hiç hayatta bir şeyi sevmeye çalışıp onda sevilmeyi hak eden özellikler aramışlığınız olmadı mı? Sevgi de sonradan gelebilir, emekle beslenebilir. Ben eminim ki her dilin sevilecek, sempati duyulacak yanları vardır. Bu yanları bulamazsanız, dersten derse taşınarak zamanınız, dolayısıyla ömrünüz geçer. İnsan, sevmediği dili gürül gürül bir neşeyle konuşabilir mi? “Evet” derseniz, bu cevabı ne mantık ne de kalp kabul eder.
-----------

www.suskunadam.blogspot.com
-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN:
savassenel@hotmail.com