Wednesday, March 08, 2006

ORMANDAKİ AYI NE ZAMAN SORUNUM OLUR? (101)


Esnaflarla çok diyaloga girerim. Bu insanların şikayetleri işlerin gittikçe azalmasıdır. Zaman zaman dertleşiriz. İnternetten söz açarım. Site açmalarını, evlere servis yapmalarını, internetten araştırma yapmalarını öneririm. İnternetle ilgilenmediklerini, anlamadıklarını v.s söylerler. İnternet onların “olayı” değildir. Fakat, hayatları boyunca internete girmeseler bile artık onun “krallığında” yaşadığımızı anlamak istemezler.

Ormandaki ayıyla ilgilenmeniz gerekmez. Ama ayı şehre indiyse ve sizinle karşı karşıyaysa artık o sizinle ilgilenecektir. Küçük esnafın anlamadığı budur. İnternetle ilgilenmedikleri için internetin de onlarla ilgilenmediğini sanıyorlar. Evet siz ayıyla ilgilenmiyorsunuz ama o, sizinle ilgileniyor. Bu daha önemli. İnternet, sadece reelde çalışan herkesin müşterisini, adayını ya da fırsatlarını alıyor, hem reelde hem internette çalışanlara veriyor.

MSN’le sipariş alan çaycılar da var, internet sitesi olan taksi sürücüleri de. Bu örnekleri veriyorum. Ama insanlar internetin büyük bir dönüşüm sağladığını farkında değiller, onu hala “Atari salonu” sanıyorlar. İnsanlara örnekler veriyorum. Benim tüketici olarak aldatılmaktan yorulduğumu, aracılardan bezdiğimi, internetten, güvendiğim sitelerden alışveriş yaptığımı, indirim aldığımı hatta gelir elde ettiğimi anlatıyorum. Bir dükkana girip, günlük cirosunu benim ihtiyaçlarımın önünde tutan tezgahtarlarla “boğuşmak” istemediğimi dile getiriyorum. Elbette her tezgahtar ya da satıcı böyle değil ama bunu ayırt etmek için verecek zamanım yok. Bu sefer bana kırılıyorlar. Alışverişle değil, yazarak, düşünerek, ailemle zaman geçirmek istediğimi ve bir çok insanın bunu istediğini anlatıyorum. Günde 14 saatlerini dükkanda geçiren ve bunu aile babası olmanın gereği sanan insanlar benim “romantik” isteklerime uzaktan bakıyorlar.

Aynı şeyi öğrencilerimle de yaşıyorum. Onlara bilgi göndermek için e-mail adreslerini soruyorum. Buna gerek olmadığını, onları arayabileceğimi söylüyorlar. Bir gün eşlerini, çocuklarını v.s’yi içine alacak bir dünyadan uzak kalıyorlar ve kontrolü kaybediyorlar. Onlara telefonla ulaşacağımı söylüyorlar. Ne kadar komik! Hoşuma giden bir resmi ya da yazıyı SMS’le mi göndereceğim? Sponsorum kim olacak? Hele bir keresinde iş arayan bir öğrencime, mail adresi olmadığı için gerektiği zaman onu aramak üzere telefon numarasını sordum. Bana üç tane numara vermek istedi. Hangisini aramam gerektiğini sorduğumda “deneyeceksiniz” dedi. Sürekli kullandığı bir numara yokmuş. Ben de numaralarını almadım tabi. Sonsuza kadar iş arayabilir, bence mahzuru yok.(!)

Ben teknoloji “hastası” değilim ama kontrolü elimde tutmak ve çağımı farkında olmak isterim. Eşim ve çocuklarım internet kullanacaklarsa, ne olup bittiğini farkında olmam gerektiğini düşünürüm. İnternette olabilecek “kazalar”, trafikte olacabileceklerden çok daha fazladır.

Elbette belli bir yaşa gelmeden ve kitap okuma alışkanlığı kazanmadan, çocukların ne bilgisayarla ne internetle tanışmalarını istemiyorum. Bu düşüncem belki bazılarınıza garip gelecek ama bu şekilde düşünüyorum. Bir insana okuma alışkanlığı kazandırmadan, bilgiyle tanıştırmadan bilgisayarla ya da internetle tanıştırmak, onu sadece “intendo” oyunlarında uzman yapar kanısındayım.

Ama zamanı gelince, ki bu konuda araştırmalar yapılmalıdır, herkesin kişisel bir web sitesi, e-mail adresi olmalı ve herkes internet kullanma konusunda eğitim almalı diye düşünüyorum.

Garip mi düşünüyorum?
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com