Friday, March 03, 2006

HAYATI FARKLI ALGILAMAK AYIP MIDIR? (89)


Bir keresinde öğrencilerimden birini başka sınıfa aldırmam gerekmişti. Öğrencim mükemmelci melankolikti, yani ders sırasında tahtanın defalarca dolup boşalmasını isteyen, durmadan not alan, ders arasında anlatılan bir fıkrayı bile zaman kaybı gören bir öğrenciydi. Bense neşeli bir öğretmen olarak, sınıfta, sözgelimi, kelime ezberletmek için oyunlar organize etmek v.s. gibi etkinliklerde bulunuyordum. Dersimiz matematik değildi ve İngilizce, sadece formüllerle öğrenilecek bir konu olmaktan uzaktı.

Ama yine de onu rahat hissetmesi için başka bir sınıfa almayı planladım. İdareyle görüştüm ve bunu yaptım. Bir öğretmen arkadaşım, bunun başarısızlık olarak görüleceğini söyledi. Bu bana çok komik gelmişti. Algı sistemleri benimle uyuşmayan bir insanı, onun daha iyi öğrenebilmesi başka bir yere almanın başarısızlık olarak görülmesi beni bayağı bir güldürmüştü. Bu durum, öğretmenin başarısızlığı ya da başarılı olmayışıyla değil başka bir sürü sebeple ilgili olabilirdi.

Ne yazık ki biz zavallı öğretmenler çok ağır bir yük verilmiş durumda. Yirmi – otuz kişilik sınıflarda hatta daha fazla sayıda öğrenciye aynı konuyu anlatmak zorundayız. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Farklı dilleri anlayabilen insanlara, tek bir dille sunum yapmaya benziyor. Bu benzetme size abartılı gelebilir ama şöyle bir durup düşünün, bana hak vereceksiniz.

Sözgelimi görerek daha iyi öğrenen bir öğrenci, dinleyerek daha iyi öğrenen bir öğrenciyle aynı sınıfta ders alıyor. Tümden gelimle öğrenen bir mühendislik öğrencisi tüme varımla öğrenmeye yatkın olan sosyal bilimler öğrencisiyle aynı sınıfta İngilizce öğreniyor. Öğretmen için tam bir sorun. Birisi formüllerden hoşlanıyor, birisi de ilkeleri kendisi bulmaktan. Bu örnekler, daha fazla da uzatılabilir.

Bunun çözümü nedir? Herkes özel ders alamayacağına göre en iyisi öğrencileri ders dışında, konuyu kendi algılarına göre öğrenmek için kullanabilecekleri araçlarla tanıştırmak derim. Ders içinde tam anlayamadığı bir konuyu ders dışında pekiştirebilir ve kimseyle de yarışmak zorunda kalmaz.

Bana iş teklifi getiren dersane ve okullara sorduğum ilk soru, bir kitaplıkları ve öğrenciye sundukları araç ve gereçler olup olmadığıdır. Bunlar yoksa orada çalışmak neredeyse işkenceye dönüşür. Çünkü öğretmen orada yorucu bir çabaya girer, karşılıklı birbirini kandırma süreci başlar. Dersaneler ve okullar da genellikle masrafları azaltmak için bu tür araç ve gereçlerden kaçınır. Ve delege edilmesi mümkün olmayan bir çok görev öğretmene delege edilir. Koltuklar, tabelalar pırıl pırıl parlarken ve her sene yenilenirken, kuruma kitaplık, sinema salonu kurulmaz ya da sesli yayınlar, diğer görsel araçlar alınmaz. Öğrencinin dersleri anladığını varsaysak bile ders dışında kendi algısına uygun bir şekilde tekrar yapmadığı için ertesi gün yine aynı şekilde gelir. Halbuki, önemli olan öğrencilerin algısına uygun araçlarla tanışması ve kesintisiz öğrenme sürecine girmesidir.

Bir insan ve eğitimci olarak çok çalışmaktan yorulmam, ama boşa ve anlamsız çalışmak beni tüketir. Hiçbir öğretmen süper değildir. Benim en süper bulduğum öğretmenlerim bana kitap ya da diğer araçları önerenler olmuştur. Bu bana özgürlük vermiştir.
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN:
savassenel@hotmail.com