Tuesday, February 21, 2006

FANATİKLERLE ANLAŞAMIYORUM, ELİMDE DEĞİL. (76)



Danimarka’da ortaya açıdan maksatlı olduğu anlaşılan karikatür olayı, “istenilen” meyvelerini vermeye başladı. Umarım bu durum uzun sürmez. Kendi saati olmayan, başkasının saatine bakarmış. Kendi uzun vadeli planı olmayan insanlar, fizik-kurallarını hayata uygulamak konusunda çok istekliler: etkiye “aşırı” tepki veren bu insanlar, belki tavır bozukluğundan belki de başka sebeplerden dolayı şiddete meyilli bir havaya girdiler. Hangi “İnanca” hangi “inanmışa” hizmet ettiklerini de anlamak çok zor.

Her zaman inandığım bir şey var: idealistler, diğer insanlar gibi davranamazlar. Kendi inançlarına tutkuyla bağlı olsalar bile, başkalarına inançlarını dayatamazlar. İnsan kazanmanın, sabır, gözyaşı ve fedakarlık yolu olduğunu büyük liderlerden öğreniyoruz. Bu yolda gözyaşı vardır. Ama başkalarını ağlatmak yoktur.

Davalarına/ inançlarına yapılan hakaretler karşısında, “aşırı” tepki veren insanların bazı ortak özellikleri var: bu tip insanların genellikle barış zamanlarında var oldukları bir düzlem yok. Örgütlenmeleri, insanlarla temasları zayıf görünür. Onlara göre herkes bize düşmandır, hristiyanlar, Yahudiler, aşırı dinciler, medya, Amerika, Rusya v.s. bizi çepeçevre sarmışlar ve yok etmeye çalışmaktadırlar. Fanatikler, sanki hassas zamanlarda şiddet diliyle konuşmak için programlanmışlar. Bir insanla oturup, sabırla konuşmak, bu tip insanlar için ölmekten daha zordur. Egosunu cebine koyup, sabırla dinlemek herkes için zor olmakla birlikte, bu insanlar için daha da katlanılmazdır. Kavga etmek, diyaloga girmekten daha kolaydır.

Sadece davasına cahilce bağlı olanlar için değil, hayatımızın her tarafında görebileceğimiz “korkaklar” için de diyaloga girmek çok zordur. Bir gün bir iş arkadaşım, basit bir şey için bana herkesin ortasında bağırmıştı. Sonra odasına gittiğimde ve onunla konuşmak istediğimi söylediğimde dili tutulmuştu. Fanatizm, kalabalıklardan güç alır. Fanatizmin, sloganlar ve beden dilinden başka kendisini ifade edecek bir şeyi yoktur.

Şiddet eğilimli insanların bir tarafları da kefaret duygusudur. Bu tip insanlar, aslında kendi çizdikleri tabloya sık sık ihanet ederler. Çünkü zaten yaşanmaz bir “dava” tablosu çizerler. Bu tablo reel hayattan uzak ve pratiği son derece zor bir düşünce/ inanç sistemidir. Buna bağlı olarak da ona uygun yaşamak neredeyse olanaksızdır. Ama etkilere verdikleri tepkiler ağırdır: sözgelimi bina yakarlar, ağır ve maksadını aşan protestolarda bulunurlar. Belki de inançlarının/ davalarının sabır ve istikrar gerektiren pratiklerini uygulamadıkları için bu tür “etkilere” aşırı tepkiler vererek “kefaretlerini” ödediklerini düşünürler. Özellikle de insanları karşı olmaya/ muhalefet etmeye teşvik etmek konusunda özel bir yetenekleri vardır. Çünkü, muhalefetle beslenirler, onlara kısmen de olsa katılın, ne yapacaklarını bilemezler.

Herhangi bir inanca/ ilkeye samimi olarak ve tutkuyla bağlı olanların sabırla, emekle ve özveriyle çalışması gerekir. Günlük hayatını planlamaktan, her gün birkaç sayfa okumaktan uzak kalan, yeni her şeye düşman gibi bakan hiç bir insan kendi davasına hizmet edemez. Üç-beş insanla iletişim kuramayan, onları yönlendiremeyen, farklı düşünce ve inançlara sabırla, hoşgörüyle yanaşamayan insanlar dünyayı yönlendirmeye çalışıyor. Elbette dünyayı yönlendirebilirler, ama bu “hayra” doğru olmaz. Barış zamanı söyleyecek sözü olmayan, efendice, sabırla inançlarını temsil edemeyen insanların, kargaşa zamanları nara atmaları beni üzüyor.

Bir insanın yüzündeki hüzün çizgileri, naralardan daha etkilidir. Köşelerde sessizce ve samimi bir şekilde ağlamalar, büyüleyicidir. Bir bireyin hiçbir inancı paylaşmadığı halde, başka bir bireye insan olarak değer vermesi, başkalarını derinden etkiler.

Benim kendi programım olmalı, kendi beklentilerimin ve programımın esiri olmalıyım. Maksatlı insanlar beni “sirk maymunu” gibi oynatamaz. Oynatmamalı.
-------------------
Liaoying, Çin

------------------
www.suskunadam.blogspot.com
-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com