Tuesday, January 17, 2006

İNSANLARI KAYNAKLARA ULAŞTIRMAZSAM PATLARIM! (69)


Konuşmayı çok severim. Uzun yıllar konuştum. Uzun uzun anlattım. Bir şeyleri bilmek ve bildiğimi anlatmak çok hoştu. Konuşmak hala hoşuma gider. Fakat geç de olsa farkına vardığım bir şey var: İnsanların bir şeyleri anlamasına yardımcı olmam gerekse de, onlara sosyal ya da mesleki bazı mesajları ulaştırmak zorunda olsam da, ben bunu doğrudan yapmak durumunda değilim. Hatta çoğu zaman, anlatmak istediğimi başka bir yerden öğrenmelerini ya da bir başkasından dinlemelerini sağlamak daha doğru, daha güzel.

Bir insanın öğrenmesi gereken şeyleri sağlıklı kaynaklardan edinmesine yardımcı olmak bana daha çekici, daha emniyetli ve samimi geliyor. Uzun boylu konuşmalardan uzak kalmak, egonun/ nefsin oyunları v.s. gibi şeylerden uzak kalmak anlamına da geliyor. Elbette “konuşmak” denen ağır yükü taşıyan insanlar olacak. Keşke hiç susmasa hep anlatsa dediğim insanlar var. Ama onların hayatları da sıra dışı, anlattıklarını sadık bir şekilde yaşıyorlar. Bununla birlikte onların da insanları kaynaklara bağlamaya çalıştıklarını ve hep kitaplardan söz ettiklerini görüyorum.

Eğer ağzım biraz laf yapmak zorundaysa, bunu muhatabım olan insanın kaynaklara ulaşması için yapıyorum. Eğer biraz ikna yeteneğim ya da reklamcılık becerim varsa, bu becerilerimi insanları ilgili yazarlara, metinlere ya da yayınlara ulaştırmak için kullanıyorum. Bir insan bana “alerji” duysa da önerdiğim kitapları okuması beni sevindiriyor. O insanın beni dinlemek yerine önerdiğim kasetleri dinlemesi ya da benimle uzun uzun konuşmak yerine önerdiğim kitapları okuması daha çok hoşuma gidiyor. Bir şeyleri okumuş, dinlemiş, sorularla ya da açıklamalarla bana dönen insanlarla konuşmak bana keyif veriyor.

Tabi ki insanların bana değer vermelerini ve bana güvenmelerini istiyorum. Fakat, kuru övgülere kanmayacak yaştayım. Tavsiyelerime uymayan insanların beni sevmediklerini düşünmesem de bana yeterince güvenmediklerini hissediyorum. Tavsiyelerimin birazını bile yerine getirmeyen bir insanın benimle saatlerce sohbet etmek istemesini anlayamıyorum ve buna izin de vermiyorum. Bir insanla kurduğum iletişim süreci, onu kaynaklarla buluşturmuyorsa, bu sürecin meyvesiz ve kısır bir süreç olduğunu düşünüyorum.

Konuşmayı hala seviyorum. Bildiğim şeyleri ballandıra ballandıra anlatmak hala hoşuma gidiyor. Ama bu arzularımın önüne geçen başka bir şey var: mesajın en iyi şekilde ulaşma amacımın kişisel tatmine kurban gitmesi endişesi. Bu açıdan, konuşmalarım sırasında insanları kaynak kişiler, kitaplar, filmler v.s ile buluşturma hedefini taşımak bana büyük bir emniyet duygusu veriyor. Bir insanı doğru kaynaklarla buluşturmak, bana birbirine aşık ve saygılı iki insanı buluşturmak gibi geliyor.

Bir şeyleri bilmemizin, konuşmamız için gerekçe olmadığını anladım. Bilgi insanı geveze yapmamalı. Bilginin insana sağladığı özgüveni göstermek için konuşmamız gerekmiyor. Bu özgüven duruşumuzdan anlaşılır diye düşünüyorum.

Onca kitabın, onca birikimin bizi getirdiği yer, anlamlı bir suskunluk olmalı diye düşünüyorum. Hiç mi konuşmak yok? Elbette var. İnsan konuşmazsa patlar! Ama ben de insanlar okumuyorsa, dinlemiyorsa patlıyorum!

Beni unutmalarını ama önerdiğim kitapları okumalarını istiyorum. Çok şey mi istiyorum?
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com