Wednesday, January 25, 2006

İŞKENCE KAVRAMININ AKLA GETİRDİKLERİ (73)


İşkence konusunda fazla bir araştırma yapmadım. Ama işkencenin, bir canlıyı öldürmemek şartıyla ona azami acıyı çektirerek, onu ruhen ve fiziksel olarak yıkmayı hedeflediği ortada. Bir yandan da bu yıkımın ardından gerçekleşmesi beklenen şeylerin sadece işkence gören kişinin bilgi vermesi olmadığını anlayabiliyorum.

İşkencenin değişik işlevleri olsa gerek. Konu bilgi almaksa, insanlardan bilgi almak için kullanılabilecek bir çok değişik psikolojik yöntemler var. Korkularını, endişelerini kullanarak bir insanın ağzından bilgi almak mümkün. Fakat yine de işkence var. Neden? Çünkü işkence sadece enformatik bir çaba değildir. İşkence etkinliği, işkencecinin bağlı bulunduğu sistemin bekasını sağlamaya çalışır.

Bir insanı bağlayıp ona eziyet etmek kolay değil. Bunu yapan insanların, yani işkencecilerin “özel” insanlar olmaları gerekir. İşkence yapmak her babayiğidin harcı olmasa gerek. Çaresizce yatan bir insana acı verecek şeyler yapmak bir uzmanlık alanıdır ve bunu yapabilen insanların çok iyi motive edilmeleri gerekir. Bir yandan da insani yanlarını uyuşturmaları ve başka bir gerçekliğe girmeleri de akla gelen başka bir konu. Bu açıdan işkence yapan insanların uyuşturucu aldığını düşünmek çok da yanlış bir düşünce olmasa gerek.

Bütün meslek dallarında olduğu gibi, işkencecilerin de, özenle seçildiğini ya da yetiştirildiğini düşünmek hiç de yanlış olmaz. Bir insana acı vermek, hem teori hem de pratik beceri gerektiren bir etkinliktir. İşkenceciler de kazara bulunmayan, bilinçli olarak eğitilen insanlardır. Bu insanların da bazı karakteristik özellikleri olsa gerek. Sevgi nedir bilmeyen, acıma duygusuna hiç sahip olmamış ya da bu duyguyu zamanla yitirmiş olan, geçmişin öfkelerini bugüne taşıyan, zayıf insanlardır. İnsanları sevmediklerini söylemeye gerek yok. Çünkü hiçbir dış telkin ya da ödül, bir insanı başka bir insana eziyet etmeye teşvik etmek için yeterli değildir. Bir çok insan, başkasının işkence görmesine göz yumabilir, işkence emri verebilir, ama bizzat işkence yapmak ayrı bir konudur. İşkenceciler, içerden kırılmış, zavallı insanlardır. Para ya da herhangi bir dış motif, işkence yapmayı açıklayamaz. İşkencecinin, mutlaka kendi sebepleri olsa gerektir.

İşkenceci için, işkence yaptığı insan bir nesnedir. İşkence yaparken çay-kahve içebilir, sohbet edebilir. İşkencecilerin en büyük kabusu, bir gün kendilerinin de işkence görmesidir. Bu da bir gün başlarına gelir. Onlara işkenceyi emreden otorite her neyse, bir gün bir hata yaptıklarında, aynı muameleyi de onlara da aynı şeyleri yaşatacaktır. İşkence yapan insanların, kendi yol arkadaşları tarafından işkenceye tabi tutulmaları hiç de şaşırtıcı değildir. Bir çocuğa, bir insana ya da hayvana işkence yapan biri arkadaşı dahil herkese aynı şeyi yapabilir. İnsan, düşmanına yumruk atarken, dostuna yumruk atmaktan çekinebilir. Ama bir insana işkence yapabilen biri kim, olursa olsun başka herhangi bir insana da aynısını yapabilir. işkence yaparken geçilen eşikten ve yitirilen insanı duygulardan sonra kime neden işkence yapıldığı önemsiz hale gelir.

Yağmurda çamurda sokakta bulduğum yavru kedileri ya da yaralı kedileri, evine taşıyan ve ailece bakan biri olarak işkenceyi anlamam mümkün değil. Bir başka insana sevmediği bir şeyi ikram etmek bile bana kabalık gibi gelir. Çaresiz bir insana bağırmak, vurmak ya da işkence etmek benim anlayabileceğim bir şey değil. Fakat, işkence bir şekilde varlığını sürdürüyor.

İşkence, toplumun tiksindiği ama yine de sessizce kabul ettiği bir kavram haline gelmiş. Başkalarına yapılan işkenceyi göz ardı etmek elbette kolaydır. Fakat insan bizzat yaşadığında ya da daha kötüsü sevdiği birisi işkence gördüğünde durumun farklı olacağını tahmin etmek zor değil.

İşkence hakkında hatırıma gelenler bunlar.
-----------

www.suskunadam.blogspot.com


-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com