Sunday, October 09, 2005

RAMAZAN GÜNLERİ, ARINMA GÜNLERİ


Ramazan geldi, oruç günleri geldi. Yemekten ve içmekten başka keyifleri de yeniden keşfettik. Bedenden fazlalıkların atılmasıyla gelen tatlı yorgunluk; irademizi kullanma keyfi; bir çok konuda yakalayamadığımız birlikteliğin, akşam ezanını beklerken gelişi; açlıktan, susuzluktan süzülen yüzlerin seyri; insanın ruha yaklaşması; bedenin ruhun egemenliğine sığınması; teravihlerin birleştirici havasının soluklanması ve daha yüzlerce şey.

İlerleyen yaşlarımda, gittikçe değer kazanan şeylerden biri de Ramazan Ayıdır. Herkese gelen, birlikte yaşadığımız, insanların daha da zarifleştiği, gururun açlığa yenildiği, güzel günler… Ekmeğin değiştiği, suyun daha da azizleştiği, kanıksamanın, ülfetin pençesinde, gerçekten değil, algı tarzımızla sönükleşen nimetlerin yeniden dirilişi…

Zararlı alışkanlıklardan kurtulmak için imkan sunan günler; on dakika bile ara veremediğimiz şeylerin aslında bırakılmaz olmadığını, gün boyu İlahi emirle terk edebildiğimizi gördüğümüz günler… Güzel günler.

Çocukların, anne ve babalarından büyük bir otoriteyle tanıştığı günler... Anne ve babalarının da başka bir iradeye tabi olduklarını gördükleri saatler… Kulluğun günleri… “Bugün senin için aç ve susuz dolaşıyorum. Ya Rabbi, bizi oralarda aç ve susuz bırakma!” dediğimiz anlar. Tövbenin günleri…

Sofraya oturulur iftarda. Artık ekmek eski ekmek değildir. Su da eski su değildir. Zeytin de tanıdıktır ama başkadır. Nefis, yenilmiştir. Biraz açlık işini bitirmiştir. Patron kimdir öğrenir. Suyun ve ekmeğin sahibini tanır. O izin vermeyince elinin altındaki hiçbir şeye dokunamaz. Akşam ezanında izin çıkar. Madem ki dersini bellemiştir, artık yiyebilir, içebilir.

Ramazan günlerini seviyorum. “Kulluk ölmemiş, ölmeyecek de” diyorum. Kulluk ölmezse insanlık da ölmez be kardeşim!


-----------------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------------

Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com