Sunday, October 16, 2005

OKUMADAN DA YAŞANIR (MI?)


Okumak, insanı geliştirir derler. Aslında, okumak, beslenmeye benzer. Neyle beslendiğiniz elbette çok önemlidir. Hiç beslenmemek, mümkün değil. Kötü beslenme riskinden kaçınmak için de beslenmekten geri kalamayız. Bunu ayrı bir yazı konusu olarak şimdilik kenara bırakalım.

Kitaplar bizi besler mi? Elbette kitaplar bizi besler. Sözel olarak beslendiği kaynaklar varsa, insan bir derece beslenir. Ama ne sözel ne yazılı anlamda kaynaklardan beslenmeyen, okumayan insanlar, zayıf kalırlar. Bu, beslenmediğimiz zaman yaşadığımız bir zayıflığa benzemez. İnsan, beslenmediği zaman bitkin düşer, okumadığı zaman da bitkin düşer. Fakat, okumamaktan doğan bitkinlik bir çok alanda baş gösterir ve insanın bunları farkına varması zordur, dikkat ister.

Okumayan insanın önce kelime haznesi zayıflar. Tekrar tekrar aynı kelimeleri kullanır. Kendisini ifade edemez. Zamanla, bu ifade eksikliği onu rahatsız da etmez. Kendisine göre bir çevresi de varsa, birkaç kelimenin ve beden dilinin yardımıyla derdini anlatır.

Okumayan insanın seçenekleri azalır. Her şeyi yeniden keşfetmesi gerekir. Bundan gurur da duyabilir. Fakat, bayağı bir zaman yitirir. Büyük insanlık birikiminden yararlanmaz. Kendi sınırlı çözümleriyle yaşar. Genellikle de açmazları vardır. Ama bu açmazlar, hükümetle, çevresindeki insanlarla v.s. ilgili görünür. Kendi sınırlı dünyasının bir şeylere yetmediğini göremez. Yemek yemediğimiz zaman yaşadığımız açlığın sebebini hemen anlarız. Ama zihinsel açlıkların ve bundan dolayı ortaya çıkan açmazların, düşünce yoksulluğundan geldiğini fark etmek zordur.

Okumakla okumamak arasındaki fark, hayatta aldığımız sonuçlardır. Ama insan sebepleri “iltibas” eder, yani birbiriyle karıştırır. Sözgelimi çocuklarıyla anlaşamamasının, yeni neslin şımarık olmasından değil de kendi düşünsel yoksulluğundan kaynaklanıyor olabileceğini düşünemez.

Okumayan insanların, bu tavrı bilinçli bir tavırsa, bu tavırları egolarının büyüklüğünü gösterir. Ancak, güçlü bir ego başkalarının birikiminden yararlanmayı reddeder. Ama ne ilginçtir ki, başkalarının fikirlerinden yararlanmayı reddeden bu insanlar, çocuklarının ya da diğer insanların onları ciddiye almalarını bekler. Fakat, sözgelimi babasını başkalarının deneyimlerini dinlerken ya da okurken görmeyen bir çocuk da, babasını dinlemez. Gördüğü ve kopyaladığı şey, yeni fikirlere açık olmak değil, kendine yetmek şeklindeki tavırdır.

Okumayan insanlar, bizi kendilerinde tutarlar. Bu insanlar, kendileri de bilmediklerinden suyun kaynağını bize gösteremezler. Yanlarında biraz su varsa bize verirler. Testilerindeki su, genellikle bayattır ya da tükendiği zaman bile fark etmezler. Bize boş testiyi sunarlar.

Tabiatta boşluğa izin olmadığından, okumayan insanlar, televizyondan, gazetelerden beslenirler. Her şey hakkında bilgileri vardır, ama hiçbir konuyu derinlemesine bilmezler. İşin acı yanı, taşıdıkları bilgi parçacıkları, bir bütünü inşa etmez. Onları da, sizi bir yere götürmez. Onlarla oturup sohbet ettiğinizde, “bir yerden bir yere gittiğinizi” hissetmezsiniz. Bir sonraki sohbetleriniz tekrardan ibarettir. Siz ne yaptığınızı, ne aradığınızı biliyorsanız, onların anlattıklarından işinize yarar şeyler çıkarırsınız. Ama sohbetleri bir içimlik gazoz gibidir. Kapağı açıldı mı içilir, daha sonra içilmez.

İnsanlığın anahtarı, okumaktır demiyorum. Fakat, insan olana okumak çok şey kazandırır diyorum.

-----------------
www.suskunadam.blogspot.com
-----------------

Yorumlarınız için:

savassenel@yahoo.com

MSN: savassenel@hotmail.com