Saturday, October 29, 2005

NEDEN TÜRKÇE ÖĞRETMENİ OLMADIĞIMI BANA NİYE SIK SIK SORARLAR?


Zaman zaman neden Türkçe öğretmeni olmadığımı sorarlar. Çünkü Türkçe yani anadilimiz üzerinde çok dururum. Anadiliyle arası iyi olmayan birisinin, yabancı dil öğrenemeyeceğini söylerim. İnsanlar da dayanamaz ve bana neden Türkçe öğretmeni olmadığımı sorarlar.

Benim cevabım şudur: anadilini sevmeyenlere, yabancı bir dili öğretme şansı verilmemelidir. Bu, bence yanlıştır. Kendi dilini sevmeyen ya da en azından kendi diline karşı ilgisiz bir bir öğretmenin yabancı bir dili öğretmesine izin vermemelidir. Eğer öğretmen yabancıysa bile, sözgelimi İngiliz ise, İngilizce’yi seven bir İngiliz’den İngilizce öğrenmeyi tercih ederim. Kendi dilini sevmeyen ya da kendi diline ilgisiz olan bir öğretmenin, işini de sevmediğini ya da işiyle yeterince ilgili olmadığını düşünürüm.

Ayrıca, gerçekten anadili, dolayısıyla hayal gücü, kelime haznesi ve dolayısıyla kavram haznesi zayıf öğrencilere yabancı bir dili öğretmek, gereksiz bir şeydir. Öğrencilerle uygun bir şekilde konuşarak anadilleriyle ilgili çalışmaları da programa alırsanız, onlara yabancı bir dili öğretmeye devam ediniz. Aksi halde, sadece maaş ya da ders ücreti için çalışmaya devam ettiğinizi hissedersiniz. Çünkü başka bir sebebiniz kalmaz.

İngilizce öğreten Türk öğretmenlerin yapmaları gereken ilk şey, öğrencilerinin kendi ana dilleriyle olan bağlarını da kuvvetlendirmeleridir. Kendi dilinde okumayan, dinlemeyen bir öğrenci “felaket” demektir. Kendi sahasında oynayamayan birine deplasmanda futbol oynatmaya çalışır, muhtelif acılar çekersiniz.

Yabancı bir ülkede İngilizce kursu açmak isteyen ve bu konuda benden öneriler rica eden bir grup arkadaşa, kitaplıklarına Rusça eserler de koymalarını önermiştim. Rus çocuklarının, önce Rusça’yla yani anadilleriyle bağlarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini söylemiştim. Ayrıca bir üniversitenin hazırlık okulunda çalışırken ders programına Türkçe dersleri konmasını teklif etmiştim. Bazı insanlar, olumsuz tepkiler vermişlerdi. Bir çok kimse de, bu teklifimi mantıklı bulmuştu. Derslerin bir kısmı Türkçe grameri, bir kısmı da okuma dersleri olacaktı. Böyle olunca ne olacaktı?

Anadilinde gramer terimlerini öğrenen bir öğrenciye yabancı dil gramerini anlatmak kolay olacaktı. Bu “tümleçtir” dediğinizde konu netleşecekti. Okuma derslerindeyse, bir metin, sözgelimi bir gazete makalesi okunacak ve öğrencilerin okumaya, tartışmaya alışmaları sağlanacaktı. Kendilerini ifade etme konusunda açılan öğrenciler, yabancı dil derslerinde de daha rahat davranacaklardı. Çünkü sadece yabancı bir dilde değil anadilimizde de hatalar yapabileceğimizi, her şeyi ifade edemeyeceğimizi göreceklerdi.

Bir insana bazı alışkanlıkları kendi anadilinde kazandırabilir, sonra ya da aynı zamanda yabancı dile transfer etmesini sağlayabilirsiniz. Kendi ana dilinde okumaya alışması, konuşma çabasına girmesi daha kolaydır. Gelişen bu alışkanlıkları, sonradan yabancı dil öğrenimine aktarmak mümkündür.

Bugün bazı üniversiteler, hazırlık okullarına Türkçe dersleri de koymuşlar. Bence çok güzel etmişler. Yabancı dil öğreten mektupla öğretim kurumlarının ders paketinde de Türkçe gramer kitaplarına rastlıyoruz. Bu çok güzel bir şey.

Bebekliğinden beri duyduğu ve çocukluğundan beri kullandığı dili tanımayanlara ve o dilin hakkını vermeyenlere, İngilizce öğretmeye niyetim yok. Masaya oturup anadilleriyle ilgili çalışmalar yapmak konusunda anlaşırsak o başka tabi.

-----------
www.suskunadam.blogspot.com


-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com