Saturday, October 29, 2005

AMERİKA'DAN İNDİM TÜRKİYE'YE


Amerikalı bir Rock şarkıcısı, ailecek Türkiye’ye yerleşmiş. Bu haberi 21 Ekim 2005 Cuma tarihli Bugün gazetesinde okudum. Bu yazıyı da yabancı bir şehirde Berlin’de yazdım. Bakalım gurbette okuduğum bu haber, bende ne gibi çağrışımlar uyandırmış?

Evini, eşini ve dört çocuğunu alıp Türkiye’ye, Bodrum’a yerleşen bu Amerikalı’nın derdi neymiş biliyor musunuz? Rob Fick adlı bu Amerikalı vatandaş, Türk adetlerini çok sevmiş ve çocuklarını da uyuşturucudan korumak için Türkiye’nin nezih bir ortam sunduğunu düşünüyormuş. Bence de haklı. Evet, aşmak için “tırmaladığımız” bir sürü sorun var. Ama ülkemizde insanlık hala ölmedi. Çocuklar anne ve babalarına saygı duyuyorlar ve onlardan hala korkuyorlar. (Bu arada ben sevdiklerimden korkarım da)

Şimdi, bu insan bir Afrikalı ya da Bulgar vatandaşı da olabilirdi. Yani “vay efendim Amerikalılar bile bizi takdir ediyor” falan diyesim yok. Sadece, uzun zamandır seslendirdiğim bir mesajı yeniden seslendireceğim: başka uygarlıklardan alabileceğimiz şeyler ve onlara verebileceğimiz şeyler var.

Yoksunluk kültürü içinde bizde olmayana odaklanıp aşağılık kompleksi içinde kıvranmaya gerek yok. Başka uygarlıkları bütünüyle ret etmeye de gerek yok. Peki ne yapsak daha iyi olur?

Her yerde olumluya odaklanmak ve onu işlemek gerekir. Türk kültürünün güzelliğine odaklanıp, bunu sabırla işleyerek çok şey yapabiliriz sanıyorum. Yabancı kültürlere karşı da aşağılık kompleksine girmeden, onları inceleyebilir ve hiç de zararlı olmayan yanlarını çalışma konusu yapabiliriz.

Bu açıdan, şahsen yabancılarla sık sık iletişime giren biri olarak, özgüveni olan, kendisine ve ülkesine inanan bir insanın, onları etkileyebileceğini görüyorum.

Bütün mesele, propaganda havasında değil de sohbet havası içinde, telkin vermeye çalışır gibi değil de paylaşma havası içinde konuşmak. Başka kültürlere karşı teslimiyet içinde olmak gerekmiyor, saygılı, anlamaya çalışan bir tutum içinde olmanız yeterlidir. Yalnız, bu tutum, sizde maske olmamalı, gerçekten samimi olmalısınız. Bu hemen olmayabilir, üzülmeyin zamanla bu içtenliği kazanabilirsiniz.

Satış sektöründe bile “yağcılık ve yüzde yüz müşteriye hak vermek” artık işe yaramayan bir yöntem. Kaldı ki bizler, sade ciro yapmaya çalışan satıcılar gibi değil, iki tarafın da kazanması için çalışan satıcılar gibi davranabiliriz.

Buyurun, koca bir dünya bizi bekliyor. Bizden alabilecekleri çok şey var. Peki bunu hal diliyle, tavırla dile getirebilecek güven, birikim ve ağırbaşlılık biz de mevcut mu? İşte soru budur!
-----------

www.suskunadam.blogspot.com

-----------
Yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com